Düşünce Okulu

Yaratıcı Düşünmede Basitlik İlkesi ve Occam'ın Usturası

“Yaratıcı düşünmede basitlik ilkesi mi?” Aman canım sen de basit olandan iyi bir şey çıkar mı?

Çıkar mı? Size üzerine 30 tane daire çizilmiş A4 büyüklüğünde bir kâğıt versem ve 60 saniye süre içinde bu dairelerle ne yapmak istediğinizle ilgileniyorum desem, ne yapardınız?

Sıklıkla 15 yetişkinden oluşan grubun yarıya yakını bu kâğıda 60 saniye bakıyor ve kendilerine verilen süreyi hiçbir şey yapmadan geçiriyor. Elbette diğer yarısı da aklına gelen basit, farklı, özgün fikirlerini o dairelerle ilişkilendiriyor. Aklına gelen ilk alternatifi kağıtla buluşturuyor, sonra bir sonrakini, sonra bir sonrakini… Sonunda ortaya ya birçok alternatif çıkıyor ya da alternatifler uç uca eklendikçe bambaşka bir bütün. Ancak ben şimdi bir şey yapmadan o kâğıda bakanlara odaklanacağım izninizle.

Onlara “ne oldu da bir şey yapmadın ya da yapmak istemedin?” diye sorduğumda, çoğu aklıma hiçbir şey gelmedi diyorlar. “Gerçekten gelmedi mi diye?” yeni bir soru sorduğumda “geldi de olur mu bilemedim” minvalinde bir cevap veriyorlar. “Peki ne oldu da başlamadın yapmaya, olup olmayacağını görmek için?” diye sorduğumda da onlara tek tek, “düşündüm, kâğıdı evirip çevirdim, düşündümmm” cevabını alıyorum sıklıkla.

Evet düşündüler, akıllarına bir seçenek geldi. O seçeneği hayata geçirirlerse, ne sonuç alacaklarıyla ilgili pek çok varsayım (hipotez) geçti zihinlerinden. Katılımcılarım ürettikleri varsayımlara şöyle örnek veriyorlar: Beğenmezler; bu hiç mantıklı değil; saçmalama; daha iyisi vardır, devam et düşünmeye; daha iyisini bulmalıyım; bu benim işim değil ve bunların benzerleri… Tabi tüm bu varsayımlar birbiriyle iç içe de geçmiş olabilirler.

Tüm bu düşünce balonlarını “Ockham’ın Usturası”ndan geçirsek ya…  XIV. yüzyılın en etkili filozof ve mantıkçılarından biridir Ockham’lı William. Ockham’ın bir sözü olarak alıntılanan, ancak buna dair net bir kaynak belirlenemeyen, benzerleri Aristoteles’in çalışmalarında da geçen, felsefe okumalarında karşılaştığımız bir söz var: “Entia non sunt multiplicanda praeter necessitatem.” (1): Zorunlu olmadıkça varlıkları çoğaltılmamak gerekir.  Ve bu söz, Ockham’ın Usturası (literatürde daha çok Occam olarak geçiyor) denilen basitlik ilkesini anlatıyor bize. Kendisinden birkaç yüzyıl sonra ortaya çıkan Occam’ın Usturası terimi, o an için gereksiz saptırmaları önlemeye, onlara değer vermemeye yarayan bir idarelilik ilkesi aslında. Bu ilkeyi kullanarak “zihnimizde ve dilimizde var olanlar” ile “gerçekte var olanları” ayırt edebilir, gereksiz ve yararsız düşüncelerle, söylemlerle, açıklamalarla uğraşmaktan korunabiliriz. Bu bağlamda, Occam’ın Usturası gereksiz olanı kesip atmaya yarar.

Yukarıdaki düşünce balonlarını Occam’ın Usturası’ndan geçirmeyi istememin ortak nedenlerine birlikte bakalım mı? Böylelikle yaratıcı düşünmede basitlik ilkesini de yakalamaya yaklaşmış oluruz.

Yukarıda dile getirdiğim bu varsayımlar,

  • herhangi bir kanıta dayanmıyorlar, yüzde yüz bir gerçeklik içermiyorlar
  • bizi vakit kaybına sürüklüyor ve ortaya bir şey çıkarmamızı engelliyorlar,
  • bizi geliştirmeye şu an için katkıda bulunmuyorlar, ancak harekete geçip ortaya bir şey çıkardıktan sonra katkıda bulunabilirler.

Occam’a göre “bir olgunun açıklanması, mümkün olan en az varsayıma dayanmalıdır. Gereksiz olan ayrıntılar ayıklanırsa doğru yaklaşımı bulmak mümkün olur.” Başka şeyler değişmeden kaldığında sorunun en basit çözümü en iyi çözümdür. Bir meseleyi anlamak için daha az varlıkla o meseleyi anlamak veya çözmek varken, daha fazla varlıkla o meseleyi anlamaya ya da çözmeye çalışmanın anlamı yoktur. O zaman o daireleri nasıl kullanacağınızla ilgili fikre kavuştuğunuzda, fikrinizi basit olarak tanımlamış olsanız dahi, sizi fikrinizi hayata geçirmekten alıkoyan varsayımlarınızı kesip atmaya ne dersiniz?

Elbette tüm bunlar yapılacak faaliyetin/ problemin içindeki ayrıntıları göz ardı ettiğimiz, edeceğimiz anlamına da gelmesin. Ayrıntılar öz kadar önemlidirler de. Sağlıklı bir analiz yapmadan, sorgulamadan faaliyeti tamamlamak, problemi çözmek mümkün değildir. Yaratıcı düşünmede basitlik ilkesini ele alırken, Occam’ın Usturası sembolünü kullanmamın nedeni bizi yararsız noktalara, hatta sonuç elde etmemeye yöneltecek düşünce ve söylemlerimizden kurtulabilmektir.

Peki bir faaliyetin içerisindeyken, bir soruna çözüm ararken ne oluyor da bizi bir yere götürmeyen düşünce, ifade, söylemlerle vakit geçiriyoruz? Pek çok fikir üretip, özgün olanı bulduğumuzda bir türlü memnun olmuyoruz? O fikrin bize yetip yetmeyeceğini düşünüyoruz? Fikrimizi öldürüyoruz? Bu arada sadece o fikir ölmez, ondan sonrakiler de ölür.

Basit geldiği için olabilir mi? Basit olan yararsız, özelliği olmayan, süssüz, gösterişsiz, bayağı olarak mı görünüyor gözümüze? Karmaşık olan ise anlaşılması güç olan, sofistike, üstün özelliklere sahip olan olarak mı? “Basit” sıfatını bir anlamda bilinçaltımızda hor görüyor olabilir miyiz? Karmaşık olanı seçmek her zaman bizi daha sofistike, daha üstün yapar mı?

Duruma bir de şöyle bakabilir miyiz acaba? Basit olan aynı zamanda “farklı, özgün, işlevsel” de olabilir mi? Tüm bunların “ya hep ya hiç bakış açısıyla”, “hata yapma/ başarısız olma korkusuyla”, “ya diğerleri onaylamazsa düşüncesiyle” ve benzerleri gibi yaratıcı düşünmeyi engelleyen zihinsel haritalarla ilintisi olabilir mi?

Soruların cevapları sizde…

 

(1) The Myth of Occam’s Razor by William M.Thorburn

https://en.wikisource.org/w/index.php?title=Author:William_M._Thorburn&action=edit&redlink=1