Riski zarardan hareketle değil, yaşamdan hareketle düşünmek mümkün müdür?
Platon “risk güzeldir” demiş, Kierkegaard da “karar anı deliliktir”.
“Kendine riske atmak” diye bir deyimimiz var. Risk oluşturabilecek bir işe girişmek anlamına geliyor. TDK’ya göre de risk bir işten ya da girişimden zararlı çıkma ihtimâlidir. Peki riski zarardan hareketle değil, yaşamdan hareketle düşünmek mümkün müdür?
Risk bir “Kairos”tur. Kairos, belirli karar ya da davranış için harekete geçmekte kaçırılmaması gereken uygun ve doğru zamandır. Bir anlamda, gecikildiğinde dezavantajlı olabilecek imkân ve fırsatları tayin edici andır. Riskin alındığı karar anı bir başka zamanı başlatır. İmkân ve fırsatlarla örülü bir başka zamanı. Platon o yüzden “risk güzeldir” mi demiştir acaba?
Riskin alındığı karar anının biraz öncesine gidersek, kendimizi bir yandan geleceğin tayin edildiği, bir yandan da geçmişin yeniden canlandığı anda buluruz. Gelecek belirsizliklerle doludur, geçmiş ise bilinenlerle. Bilinen dünyanın kapılarının açılması çok uzun sürmez. Kapılar açılır açılmaz geçmiş zihinde canlanmaya başlar. Geçmiş zihinde canlandıkça gelecek yolculuğunda yalpa vurmaya başlarız. Akıntıya karşı giden tekneler gibi geçmişe sürükleniriz. Geçmişin belirli varlığından, belleğimizin karanlık odalarındaki kazandıklarımızın, hak ettiklerimizin tiryakiliğinden sıyrılmak zor, sadakatsiz ve güvensiz gelir. Geçmişi, yavrularını koruyan bir anne gibi ne pahasına olursa olsun korumak isteriz. Korumak pahasına da bahaneler üretiriz: “koşullar uygun değil; zamanım(ız) yok; böyle de bir şekilde işliyor; başarının bir garantisi yok, vb.”
İmkânın, fırsatın sesi duyulduğunda, geçmişin sesini düzenleyecek akustik düzenleyicilere ihtiyacımız olması muhtemeldir. Akustik düzenleyicilerle imkân, fırsat sesinin içimizde doğru şekilde yayılması, dip seslerden, gürültüden arındırılması, olumsuz yankının en az seviyeye indirilmesi önemlidir. Pürüzsüz sese ulaşmak için gerekli ortamı hazırlamak öncüldür. Akustik düzenleyiciler olmadığında imkân ve fırsat yolculuğundaki keşif başlayamaz. Hak edilmiş, kazanılmış, dolayısıyla takdir görmüş, ancak bitmiş, ya da değişim nedeniyle bitmekte olanı bırakmak sadakatsiz görünür. Belirsiz olan merak, umut değil, endişe yayar. Endişe kırılganlığa, güvensiz olma durumuna sürükler. Performans düşüşünü önlemek ve imkâna, fırsata yer açmak için belleğin karanlık odalarına bir format atmaya ihtiyacımız var gibi görünüyor.
Antik Yunan mitolojisindeki fırsat tanrısı Kairos’un, başının arkasında saçının olmadığı şekilde resmedildiğini görürüz. Sadece alnında perçemi vardır. Fırsat karşıdan belirdiğinde onu sadece perçeminden yakalayabiliriz. Perçeminden yakalayamazsak, çok hızlı yanımızdan geçer gider, çünkü Kairos omuzlarındaki ve ayaklarındaki kanatlarıyla çok hızlı hareket eder. Başının arkasında da saç olmadığı için arkadan yakalama şansımız yoktur. Yunan masalcı Ezop der ki” Kairos’u gördüğünde perçeminden yakaladın yakaladın, ilerledikten sonra Zeus bile yakalayamaz.”
Kairos’u perçeminden yakalarken unutmamamız gereken 2 unsur var: ilki belirsizlik karşısındaki varsa, endişemizin ya da korkumuzun nereden geldiğine kulak vermek. Endişemizin ya da korkumuzun adını koymadan endişeyle veya korkuyla yaşıyorsak, onunla baş etmek zordur. Adını bilmediğimiz, tanımlamadığımız, tanımlayamadığımız şey bizi ürkütür. Adını koyduğumuz anda bize daha tanıdık görünür. Önce tanıyıp, onu bir parçamız olarak kabul etmek bizi daha güvende tutar. NASA uzay yolculuklarının astronotlar üzerindeki etkisini araştırırken, bazı astronotların sürekli stres halinde olduğunu tespit ediyor. Bazılarında ise bu stresli durum görülmüyor. NASA’nın tespitine göre 2 grup arasındaki en büyük fark, stres hali gözlemlenmeyen astronotların daha baştan korkularının adını koymaları ve kabullenmeleriydi.
Endişeyi, korkuyu kabullenmek demek, kaybedeceklerimizi, başarısızlığa uğrayabileceğimizi kabullenmek demektir. Tabi kaybedebileceklerimize akıllı bir sınır koymayı da bilerek.
Cesaret, güç veya riskli bir işe girişirken, kişinin kendinde bulduğu güven, yüreklilik, yiğitlik ve gözü peklik olarak geçer sözlüklerde. Ben cesaretin yarı Apollon yarı Dionysos olduğunu düşündüm hep. Yunan mitolojisinde Apollon insanın akıl yanını, ölçülü ve dengeli olmayı temsil eder. Dionysos ise, ufkun ötesini görebilen, heyecanını ve yaratıcılığını körükleyen duygu yanını temsil eder. Dionysos yaşamdan yana olmak için çok gerekli, ancak Apollon ile dengelenmek koşuluyla. Böylelikle Kierkegaard’ın “karar anı deliliktir” sözü de belki başka bir tasavvura bürünür.
Kairos’u perçeminden yakalarken unutmamamız gereken ikinci unsur da yanılabileceğimizi veya başaramayabileceğimizi kendimize itiraf etmektir. Bu 2 durum karşısında ne yapacağımızı ve duygularımızı nasıl yöneteceğimizi bilmek itirafımız kadar önemlidir (Elbette risk yönetimine dair stratejinizi baştan kurmayı da tüm bu yazının istediğiniz yerine ekleyerek). Tüm bunlar Kairos’u perçeminden yakalarken, bizi gelecekten bugüne açtığımız hat üstünde şimdide tutacak olandır. Yolculukta, yanılgılarımızı yenilgiye dönüştürmeden, öğrenerek, başarısızlıklarımızdan başarılarımıza atlayarak, yola devam etmek pek çok “Kairos”u yakalama fırsatı verecektir.
Hayatta pek çok “Kairos” var. Perçeminden yakalamak bizi yaşamdan yana götürür. Eğer onu kaçırırsak bir daha aynı “Kairos”u yakalamak değişimin hızında mümkün olmaz.