Becerini Bilgeliğine Göre Uzat

Ryan A. Bush’un Zihin Tasarımı isimli kitabında bir cümlesi var: “Kültürümüz, beceri ile bilgelik arasında gitgide daha açılan, muazzam bir boşluk koyuyor önümüze.”

Becerilerimizi geliştirmek için ne güzel ki sonsuz bir gayret içindeyiz. Ancak ya bilgeliğimizi?

Ve bu konudaki görüşlerine şöyle devam ediyor: “Binaların dış cephe kaplamalarına o kadar takılıyoruz ki temellerini sorgulamayı akıl edemiyoruz.”

Mesela bir önceki yazımda ele aldığım, insanlarda anlam yaratma bugünün bizi düşündürten ve peşinden koşturan önemli sorunlarından bir tanesi. İnsanlarda anlam yaratmaya verdiğimiz önemi artık kendi yaşamının anlamını bulabilen insanlar yaratmaya doğru kaydırmak mı gerekiyor acaba?

İşte bilgelik burada yatıyor: temeli sorgulamak ve güçlendirmekte.

Bilgelik ne ruhani dogmaların kabulünde ne gerçekliğin teorik düzeyde kavranışında ne bilmece gibi felsefe yapma biçiminde ne de yaş almanın getirdiği bir teselli armağanındadır.

Bilgelik sözlük anlamıyla; hayata ve onun iradesine dair meselelerde doğru muhakeme yapma becerisi; amaç ve araç seçiminde muhakeme sağlamlığıdır.

Bilgelik pratik anlamda, öncelikle, kendimiz için neyin iyi olmadığını ve neyin iyi olduğunu bilmekle ilgili bir içgörüdür.  Ancak, bu bilme işini doğru bildiğimizi zannettiklerimizden, bilinçli farkındalığımızın yokluğuyla ürettiğimiz tepkisel çıkarımlardan- bilişsel önyargılarımızdan, düşünmemizin sistematik kusurlarından arındırdığımız bir farkındalıkla yapmamız gerekir. Bilgeliğin özü akılcı bir öz farkındalıktan geçer.

Bilgelik, bu akılcı yaklaşımla kendimizdeki bildiklerimizi alıp, bütüncül esenliğimiz için bu bildiklerimizle kendimiz için doğru hedefler oluşturmak ve bu hedefleri gerçekleştirmektir. Hedef belirlemek kolaydır! Ancak kendini bilmeden/ bilgelik olmadan hedef belirlemek o kadar kolay mıdır? Hayatını belli bir amaca göre düzenlememiş bir kişinin eylemlerini bir düzene sokması mümkün müdür? Şayet zihninde bütüne dair bir fikir yoksa, parçaları bir araya getirmek gerçekten kolay mıdır? -Gidecek bir limanı olmaya denizciye hiçbir rüzgâr hayır getirmeyecektir.

Ve de uğruna koşturulacak hedefleri belirlemek bilgelik olmadan o kadar kolay mıdır? Hangi hedeflerin uğrunda koşmaya değer olduklarını belirleyen inançlarımızı, biyolojimizden, kültürümüzden ve sosyal çevremizden alırız. Bunlar da akılcı bir bilinçli farkındalıkla oluşturulmadıkça kırkyamaya döner. Hem her kültürün kendi popüler “başarı” anlatıları vardır. Acaba o başarı anlatıları her birimiz için geçerli midir?

Ve hedefler birbirleriyle bir zincir oluşturduklarında nasıl görünürler? İsteriz ki bir araya geldiklerinde uyum içinde anlamlı hedeflerimiz olsun. Ortaya karışık, acaba bizi memnun eder mi?

Alain de Botton “Bu dünyaya nasıl yaşamamız gerektiğini bilerek gelmedik. Hayatın edinilmesi gereken bir beceri olduğunu fark ettiğimizde bilge olmayı önemsemeye başlıyoruz” der. Hayat edinilmesi gereken bir beceriyse bilgeliğimize göre hedef oluşturmak yapılacak en iyi hareket görünüyor.

Hedeflerimizi arzuladıklarımıza göre oluşturabiliriz. Arzularımız iç dünyamızda büyük yaygara koparırlar, sesleri güçlüdür. Kulaklarımızı tıkayamayız onlara. Ve sosyokültürel varlıklarız. Arzularımız da içinde yaşadığımız kültürden ve sosyal çevreden nasiplerini alabiliyorlar. Mesela arzumuz der ki; güçlü bir sosyal statü elde et. Bir de bize kendi hayatımızda nelerin önemli olduğunu anlatan değerlerimiz vardır. Değerlerimiz oluşturmak istediğimiz bütünün GPS koordinatlarıdır. Ancak değerlerimizi bilgelikle sorgulamadıysak, iç dünyamızda sesleri çok fark edilmez, cılız çıkabilirler. Belki de değerler sistemimizde güçlü bir sosyal statünün pek de yeri yoktur. Hayatımızdaki en doğru hedefleri bilişsel akılcılığımızla değerlerimize başvurarak belirleriz. Hem konu salt yaygaracı arzular olduğunda, bir mertebede ulaşılan arzu daha fazlasını elde etmenin yollarını aramaya, hazcı adaptasyona yol açan mekanizmaları çalıştırmaya başlayabiliyor.

Bir başka taraftan da bakalım: Arzularımızın kendimiz için doğru arzular olduğunu düşünelim. Hedeflerimizi arzularımıza göre elbette oluşturabiliriz. Güçlü arzulara sahip olmak olumsuz bir şey değildir. Ancak, salt arzularımıza göre hedef belirlemek, motoru güçlü bir arabanın içinde GPS koordinatlarından ve hakimiyetten yoksun son hızla araba sürmeye benzer.  Bir de bir yerlere toslamamak için o gücü yönetmekte gerekli becerilere sahip değilsek, vay halimize… Arzularımıza kendiliğinden, sezgilerimiz ve duygularımız da eşlik ederler. Hedeflerimize duygularımızın eşlik etmesi çok önemlidir. Duygular hem yakıttır hem de duygularımızın bilincindeysek iyi birer yol göstericidirler.  Sadece aklı kullanmaya çalışmak da duran bir arabada sürekli direksiyon çevirmeye benzer. Yapmamız gereken şey, sezgilerimizi ve duygularımızı aklımızla el ele tutuşturmaktır.

Ve tüm hedeflerimizin bütünde tutarlı bir yerinin olması gerekir. Sezgilerimizin ve duygularımızın katışık olduğu arzularımızı değerlerimizin doğrultusuna çevirmek, doğru araçları kullanmak, dünyayı olabildiğince kendi gerçekliği içinde görerek, akla dayalı stratejiler geliştirmek kendimiz için doğru amaca ulaşmak konusunda bir mihenk taşı görevi görür.

Bilgelik yolculuğundaki iç gözleme dayalı sorgularımız akılcı kavrayışlara dayanmıyorsa, sorgularımızı çarpıtan önyargılarımız varsa, hedeflerimiz de aynı ölçüde çarpık olacaktır. Üstüne üstlük sadece keyifli veya popüler hedefleri eleyip, yerlerine tam da kendimize göre olanları koymak bilgece eylenecek olandır.

Bilgelik yolculuğunun kalbine oturan en önemli aracımız ise üstbiliştir. Biliş en kısa tanımıyla, bir şeyin farkında olma, üstbiliş ise, kendi farkındalık alanına yönelik farkındalıktır. Bir başka deyişle kendi düşünmemiz üzerine düşünmemizdir; kendi düşünme süreçlerimizin farkında olmamız ve bu süreçleri yönetmemizle alâkalıdır.

Kendi düşünme süreçlerimizin dışına çıkmak, bilişsel inanışlarımızı, önyargılarımızı ve hatalarımızı tanımak akılcı bir yaklaşım benimsemenin özüdür. Bilgelik yolculuğunda orkestra şefi üstbiliştir. Üstbilişe başvurmadan ilerlemek, gözlüklerimizi gözümüzden çıkarmadan tamir etmeye benzer.

Kendi düşünmemiz hakkında; “Ne biliyorum?”, “Bildiklerimi nasıl biliyorum?”, “Düşüncelerimin dayanakları neler? “Daha neler bilmem gerekli?”, “Düşünme süreçlerimi farkındalıklı hale getirmek için nelere ihtiyacım var?” gibi pek çok soruyla düşünmeye başladıysak orkestramızı doğru yönetmek için adım atmışız demektir. Kendi düşünme süreçlerimizde “durdur” tuşuna basıp, onların içine girmeden bilgelik yolunda olmak, akıntıya kürek çekmeye benzeyebilir. Kendi düşünmemize dikkatimizi vermek, düşüncelerimizi gözlemlemek, müdahale etmeden hem düşüncelerimizin hem duygularımızın farkında olmak, onların neden o durumda, orada olduğunu anlamak üstbilişin fonksiyonlarıdır. Düşünce, duygu, davranış üçgeninin farkındalığı ve öz yönetimi üstbilişle yakından ilgilidir.

Üstbilişini kullanarak, isteyen ve karar veren herkes kendi bilgeliğinin heykeltraşı olabilir. Becerisini de bilgeliğine göre uzatır.

 

 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir