Bir Eleştirel Düşünme Diyaloğu: Değişecek Misin?

Diyalog, cevapları arayan ya da cevapları aramasa da hasbelkader diyaloğun bir parçası olmuş kişiyi, kendine sürükler: cevapları arayan veya diyaloğun bir parçası olmuş kişi, diyalogla mantığını, duygularını, inançlarını, karakterini ve alışkanlıklarını tartar. Diyalog bir yandan da bir rehber gibidir: kişinin önüne yapabileceği seçimleri sunan ve bu seçimleri nasıl kabulleneceği hakkında onu endişelendiren, ancak bu endişelerle nasıl başa çıkacağını da gösteren bir olasılıklar serisidir.

Kişinin seçimler karşısında endişelenmesi de şu açıdan bakıldığında gayet iyidir: Kişi endişelenmeye başladığı zaman esas soru baş gösterir: Değişecek misin?

 

Zamane Sokrates: Yüzünde bir gölge görüyorum. Bir düşünce mi seni rahatsız ediyor?

Oturma odasındaki insan: Öyle de denebilir, Zamane Sokrates. Düşünmekten yoruldum. Ne zaman bir konu üzerine kafa yorsam, bir sonuca varmadan başka bir soruyla karşılaşıyorum. Dediler ki, eleştirel düşünme, insanın düşünme süreçlerine büyük katkı sağlar. İyi bir eleştirel düşünür olmak için, önce kendi düşüncen üzerine düşüneceksin, sonra da düşünme eylemi üzerine düşüneceksin. Düşünme eylemine eleştirel bir bakış açısı katacaksın. Eleştirel düşünmenin böyle yorucu olacağını bilseydim, belki de hiç başlamazdım.

Zamane Sokrates: Düşünmekten yorulmak, yürümekten yorulmaya benzemez mi? Yolun sonuna varmasan bile, yürüdükçe güçlenirsin. Öyle değil mi?

Oturma odasındaki insan: Güçlenmek mi, yoksa sadece daha fazla kaybolmak mı? Otomatik düşünürken her şey ne kadar kolaydı. Yanlışla doğruyu ayırdığımı sanıyordum, neye inanacağımı biliyordum. Siyahsa siyah. Beyazsa beyazdı. Şimdi ise her şey gri görünüyor. Üstelik grinin bir sürü de tonu var.

Zamane Sokrates: O halde sorayım: Bir zamanlar kesin olarak doğru bildiklerinden kaçı bugün de değişmeden doğru kaldı?

Oturma odasındaki insan: Doğrusu, pek azı… Düşününce, çocukken doğru bildiğim çok şeyi şimdi gülünç buluyorum. Düşününce, birkaç yıl öncesine kadar doğru bildiklerimin artık doğru olmadığını görüyorum.

Zamane Sokrates: Öyleyse düşünmemek seni gerçekten huzura kavuşturur muydu? Yoksa seni sadece eski gülünçlüğünün ya da yanılgılarının içine mi hapsederdi?

Oturma odasındaki insan: Ama bir yerde durmak istemez mi insan? Sürekli sorgulamak, bozuk bir pusula gibi değil mi? Bir o yönü, bir bu yönü gösteriyor. Denizde yönünü kaybettirmez mi?

Zamane Sokrates: Doğru bir pusulan olsa dahi, pusulan sana gideceğin yönü gösterir ama tek başına yolun sonuna varacağını garanti etmez. Şimdi sor: Pusulan olmadan durduğun yerde kalmayı mı tercih edersin, yoksa varacağını bilmesen de pusulanla doğru yönü aramaya devam mı edersin? Ha, bu arada pusulan bozuksa da yola çıkmadan düzeltmeyi denemeye ne dersin?

Oturma odasındaki insan: Bilmiyorum… Kafam iyice karıştı… Ama ya bir kabileyle düşünüyoruz ya ChatGPT’ye benim için düşün diyoruz, o da düşünüyor bizim için. Sonra kopyala yapıştır. Hiç yormuyor… Aslında bazen pek de fena düşünmüyor… Biraz algoritmik, biraz yapılandırılmış googlevari…. Ama tam da istediğim gibi de düşünmüyor.

Kabileyle düşünüyorsak da ya birlikte göğe varıyoruz ya da birlikte aynı yöne doğru yanılıyoruz. Hem sorgulamak mı onaylanmak mı? Çoğu insan onaylanmak istiyor. Belki biraz ben de. Onaylanmak, uyum sağlamayı gerektirir. Eğer herkes belirli bir fikre inanıyorsa ve sen sorgulamaya başlarsan, dışlanma riskiyle karşı karşıya kalabiliyorsun. İnsanlar fikirlerinden çok, o fikirlere bağlı sosyal bağları önemser. Yani bir düşünceye eleştirel gözle bakmak, bazen sadece bir fikri değil, o fikri paylaşan insanlarla olan ilişkini de sorgulamaktır. Ve bazen o ilişkinin bozulma riskini taşır. O yüzden de o fikrin hatalı olduğunu ya da artık işlemediğini görsen de, o fikri sorgulamıyorsun. Onaylanmak sorgulamaktan daha huzurlu geliyor. Ama ya aynı yöne doğru yanılıyorsak?

Ya da fast food bir düşünme tarzı içindeyiz. Beynimiz pek de yorulmak istemiyor. Mevcut bilişsel inançlarımızı doğrulayan bilgileri seçiyor, hızlı kararlar alıyoruz.  Gerçi böyle yaparak insan milyonlarca yıl önce hayatta kaldı. Ancak şimdi pek de öyle değil.

Zamane Sokrates: Pek de durduğun yerde kalmayı tercih eden birine benzemiyorsun. Doğru yönü arıyor gibisin?

Oturma odasındaki insan: Bilmiyorum… Ama asıl mesele şu: Düşünmek sadece zor değil, aynı zamanda sancılı. Çünkü sorgulamaya başladığında, bir noktada kendi inançlarını, dünyayı algılama biçimini, kimliğini, hatta aidiyetini de sorgulamaya mecbur kalıyorsun. Hatta fikrini değiştirirsen, o fikrin etrafında kurduğun kimliğinin, aidiyetinin değişime uğrayacağını düşünüyorsun. Çok riskli… Beyin bir oyunbozan olmayı istemez ki. Sorgulamak zihinde devrim yapmak gibi. Devrimler de sancılı.

Zamane Sokrates: Hmmm… Pusulan başka ne gösteriyor?

Oturma odasındaki insan: Bilmiyorum… Beyin detoks seviyor mu acaba? Düşüncelerimiz, alışkanlıklarımız gibidir. Yıllarca maruz kaldığımız bilgiler, inançlar ve çevremizden duyduklarımız zihnimizde katman katman birikir. Eleştirel düşünme, bu katmanları söküp atmayı gerektirebiliyor- ama beyin, alıştığı şeylerden vazgeçmeyi sevmiyor galiba. Çünkü eski düşünceler konforludur, yenileri ise biraz rahatsız ediyor…

Aslında tıpkı sağlıksız ama lezzetli bir yemek gibi… Aynı yerde saymamızı sağlayacak, bizi yormayacak, rahatsız etmeyecek fikirler çok çekici geliyor. Sorgulamak, gerçekleri bulmak, bu “zihinsel fast food”dan vazgeçmek gibi geliyor. Sorgulamak, başta aç bırakıyor, tatsız geliyor. Rahatsızlık verici… Ama sonra, uzun vadede daha sağlıklı bir zihin kazanacaksın fast food’dan uzak dursan…

Hem burada çok önemli bir mesele daha var: eleştirel düşünme sadece eski fikirleri bırakmak değil, aynı zamanda gideceğin gerçek yere varana kadar yeni bir belirsizlikle yaşamayı kabul etmektir. Ve belirsizlik, benim beynimin sevdiği şeylerden biri değil. Rahatsızlık, endişe, kaygı verici… İşte bu yüzden çoğu kişi gibi ben de eleştirel düşünmenin eşiğinden geri dönmek üzereyim.

Zamane Sokrates: Peki belirsizlikten kurtulayım derken, seni artık pek de bir yere götürmeyen, işine yaramayan, hatta öğrenmekten, gelişmekten alıkoyan, kaybolmana, yitmene sebep olan düşüncelerine sarılmak mı yoksa sorgulayarak yeni, kıymetli yollar bulmak, gelişmeye devam etmek mi istersin?

Oturma odasındaki insan: Tabi ki yeni, kıymetli yollar bulmak… Gelişmek… Ama eski fikirleri bırakmak,  gerçekten çok zor.  Düşünsene onları bulmak ve hayata geçirmek için o kadar zaman sarfettin, emek verdin, motivasyon gösterdin. Her şeyi geride bırakacaksın. Çünkü eleştirel düşünmek, sadece başkalarının düşüncelerine değil, en çok da kendi düşüncelerine eleştirel gözle bakmaktır. Düşünsene kendi düşünmeni göreceksin, büyük bir farkındalık ve sorumlulukla kendi düşünme süreçlerini sorgulayacaksın. Düzeltmen gereken bir şeyler, belki de çok şeyler bulacaksın. Pek da kolay bir yük değil bu.

Zamane Sokrates: Ancak çok değerli ve kıymetli bir yük. İnsanlar bu yükü sadece ağır bulurlarsa, nasıl düşündüklerini görmezler, bazen görürler ancak görmezden gelirler. Değiştirilmesi gerekenleri fark eder ama değiştirmezler. Sorgulamaya başlarlar ancak devam etmezler. Ancak devam ettikçe büyür, gelişir ve hakikati elde ederler.

Oturma odasındaki insan: Ama sorgulamanın sonu da yok ki. Sorgulamak çok uzun bir süreç. Ve bazen cevaplardan çok sorularla kalıyorsun.

Zamane Sokrates: Ee o zaman yanlış sorularla değil, doğru sorularla yola koyulacaksın. Pusulanı düzelteceksin. Sorgulamayı, soru sormayı öğreneceksin. Doğru soruları sorduğun zaman, cevapları eleştirel yolla bulacaksın. Öyle zihninden gelen ilk cevaba sarılmak yok. Soru neyi soruyor, neyi arıyor, sorunun cevabını bulmam için ne yapmam gerekiyor diye tekrar sorup, cevapları öyle bulacaksın. Cevapları da böyle bulduysan, artık yola koyulacaksın. Gerçeği aramak, bulmak ve bilmek çok değerli ve kıymetlidir. Bir de ona göre yaşamak var ki, bambaşka bir cesaret ister.

Haydi… Seninle diyalog çok keyifliydi Sevgili Dostum. Kal sağlıcakla.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir