Özgeçmişime Anti Kütüphaneci Yazdım: Eco’nun Anti Kütüphanesi’nden Bilginin Kırılganlığına, Bilginin Kırılganlığından Eleştirel Düşünme’ye

Umberto Eco’nun muazzam kütüphanesindeki kitap sayısının yaşamını yitirmeden önce 44.000’e ulaştığı söyleniliyor. Bu kütüphanede sadece okuduğu kitaplar değil, okumadığı kitaplar da bulunuyormuş. Yani Eco’nun bir kütüphanesi olduğu gibi bir anti kütüphanesi de vardı Nassim Nicolas Taleb’in Siyah Kuğu adlı kitabındaki deyimiyle.

Avusturalya’nın keşfinden önce, Eski Dünya’da bütün kuğuların beyaz olduğuna inanılıyordu. Görülen ilk siyah kuğu bazı ornitologlar için herhalde ilginç bir sürpriz olmuştu- siyah kuğu, beklentilerin dışında kalması açısından sıra dışıdır, çünkü geçmişte olabileceğine dair işaret yoktur. Ve bir yandan da olağanüstü bir etki gücüne sahiptir. – Siyah kuğu olgusunun bunlara ek ortaya koyduğu daha temel bir şey vardı: Bilginin kırılganlığı…

Bir diğer taraftan, Lincoln Steffens, bir makalesinde “Hem dünyanın yanlış gitmesine neden olan hem de bizi görmekten ve öğrenmekten alıkoyan şey, bilgimizdir – emin olduğumuz şeylerdir.” diyor, sadece bildiklerimize odaklanmanın bir bilişsel önyargı olduğuna işaret ederek…

Eco’nun anti kütüphanesine dönecek olursak, “okunmuş kitaplar okunmamışlardan daha az değerlidir” diyor Taleb. Çünkü anti kütüphane, bilginin kırılganlığına işaret eder, bilmediklerimizi bize sürekli hatırlatır ve beklentilerimiz dışında gelişecek sürprizlerin yaratacağı büyük etkiyi düşündürür.

Nasıl mı?:

Bilgiyi sorgularız; bilginin ve bilişsel inancın ayrımına varırız.

Eleştirel düşünmenin temel taşlarından biri olan entelektüel alçakgönüllülüğü geliştiririz; İnsan bilgisini korunması ve savunulması gereken kişisel mülkiyet olarak ele alma eğiliminde olabiliyor: bildiklerini yüceltiyor, bilmedikleriyle belki de pek ilgilenmiyor. Hâl böyle olunca sürprizlerin olasılıklarını da yanlış anlayabiliyor.  Ne kadar çok bilmediğimizi kabul ettiğimizde, dogmatik düşünceyi kırar, daha fazla epistemik merak duyar (insanın bilmediklerini veya yeni karşılaştıklarını öğrenmeye, mevcut bilgi boşluklarını ortadan kaldırmaya motive eden bilme arzusu), sorgulamaya ve öğrenmeye odaklanırız.

Daha ne bilmeye ihtiyacımız olduğunu sorarız; daha ne bileceğimiz konusunda nasıl bileceğimizi bulmak için yollar ararız. Etkin bir veri toplayıcısı ve analizcisi oluruz.

Bilgiye statik bir varlık gibi değil, dinamik bir süreç gibi yaklaşırız; bilginin çoğalabileceğini, değişebileceğini biliriz. Bu bakış açısı, bizi bilgiye sahip olmak yerine bilgiyle ilişki kurmaya yönlendirir. Çoğalan, değişen bilgiyi aldıkça, daha geniş bir perspektiften değerlendirmeye ve daha orijinal ilişkilendirmeye başlarız.

Sahte kesinliklerden kaçınır ve belirsizliği yönetiriz; Günümüzde bilgi bolluğu, bazen bir kesinlik duygusu yaratabiliyor. Ancak bilginin belirsizliğini ve sınırsızlığını fark ettiğimizde, bilinen konusunda şüphe duyar, bilinmeyeni kabul eder, varsayımlara meydan okur, olasılıklar üzerinden düşünmeyi ve çok boyutlu analiz yapmayı gerekli kılarız. Olasılıklar üzerinde düşünürken, yanıldığımızı fark ettiğimizde bundan endişe duymak yerine umutla hareket edebiliriz.

Alternatif perspektifleri keşfederiz; Dikkatimizi sadece onayladığımız bilgilere vermeyiz. İnsan genellikle kendi görüşlerini destekleyen bilgileri seçme (onay yanlılığı) eğiliminde olabiliyor. Ancak, anti kütüphane bize henüz karşılaşmadığımız ve belki de bilişsel önyargılarımızı değiştirecek bilgi alanlarını keşfetmemiz gerektiğini hatırlatır. Yeni fikirlere maruz kalmak, eleştirel düşünmeyi besler ve sorgulama kapasitesini artırır.

Doğrular ve karşılaştırırız; Tek bir kaynağa bağlı kalmadan, eleştirel düşünmeyle farklı bakış açılarını kıyaslar, çelişkili bilgileri analiz eder ve gerçeğe daha yakın bir sonuç elde etme yolculuğunda oluruz.

Bilgi geleceğe açık olur: Öğrenmenin sonu olmayan bir yolculuk olduğunu kabul eder ve uygularız. Bugün bildiğimizi sanma yanılgımızı düzeltebiliriz ve yarın için daha üretken bir anlayışa sahip olabiliriz.

Bir anti kütüphane bilgiye yaklaşım biçimimizi değiştiren bir zihin modelidir ve bizi iyi birer eleştirel düşünüre dönüştürür.

Çünkü, eleştirel düşünme gerekli bilgiyi aramak, bilgiye yakından baktıktan sonra bir yargıya varmak, varılan yargılara farklı yönlerden bakmak, her yönüyle bakarken yargıları ön yargılar bakımından kontrolden geçirmek, daha fazla gerekli ve yeni bilgiye ihtiyacımız olup olmadığını bir kez daha sorgulamak, tekrar bilgiyi aramak, bilgiyi farklı perspektiflerden ilişkilendirip, anlamlandırarak ve kavramsallaştırarak, kullanmak gibi fonksiyonları içeren bir süreçtir. Problemleri çözmeye, ilişkileri düzenlemeye, karmaşıkla baş etmeye, kaotik olanı elden geldiğince düzenlemeye, iyi karar almaya, yeninin ne olacağına, yeniyle değer yaratmaya, bilginin kırılganlığına en büyük desteği verir.

Sizin de bir anti kütüphaneniz varsa kütüphanenize mi yoksa anti kütüphanenize mi daha çok değer veriyorsunuz? Ne kadar bilseniz de daha az mı bilmeye mi yoksa daha fazla ve daha başka bilmeye mi çalışıyorsunuz?

Bilgi kırılgansa ve daha pek çok ilginç sürpriz bizi bekliyorsa, bir anti kütüphaneye sahip olmak ve özgeçmişimize anti kütüphaneci yazmak bu zamanın en iyi özelliklerinden biridir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir