Wittgenstein’ın Şişesindeki Sinek Olmamak- Hayat Hikâyesini Yeniden Yazmak

İnsanlara musallat olan sinekleri yakalamak amacıyla özel olarak imal edilmiş bir şişe… Şişenin üst kısmı yani ağzı açık, ancak alt kısmında da açıklık var. Sineklerden kurtulmak için şişenin ağız kısmından, sinekleri cezbedecek şekerli sıvı şişeye koyulur. Şişenin özel yapımı sayesinde, altındaki açıklığa rağmen sıvı şişenin tabanında dökülmeden durur. Sıvı koyulduktan sonra ağız kısmı tıpayla kapatılır. Şişenin alt kısmından yayılan şekerli sıvının kokusu sinekleri cezbeder. Kokuyu takip eden sinek şişenin içine alt kısımdaki açıklıktan girer. Şekerli sıvıdan yeterince istifade eder. Sinek yoluna devam etmek ister. Şişenin ağız kısmında tıpa vardır. Kapalıdır. Girdiği alt kısım açıktır, ancak şişenin özel tasarımından mütevellit şişenin çıkışını bulmak pek kolay değildir. Sinek ışığa yönelir. Şişenin cam duvarına çarpar. Bir kez daha dener, yine cam duvara çarpar. Işığa daha kuvvetle yönelir ve cama daha kuvvetle çarpar. Daha kuvvetle defalarca kere deneme yaptıktan sonra ziyadesiyle hırpalanır.

Peki sinek neden dışarı çıkamıyordur? Çünkü şişenin içine hapsolduğunun, etrafındaki cam duvarın farkında değildir. Dahası bir şişenin içinde olduğunun farkında değildir. Dolayısıyla şişenin içine girdiği alt kısmındaki açıklığın da farkında değildir.

Wittgenstein’dan yola çıkarak, şişeyi hayat, sineği de insan olarak düşündüğümüzde, insan ne istediğini tam bilmeden, yeteneklerini, yetkinliklerini, tutkularını, hangi değerlere sahip olduğunu, yaptıklarını, yapabileceklerini tanımadan, hayat amacının üzerinde düşünmeden şekerli sudan istifade eder, eder durursa çok yorulabilir, sıkılabilir, hayal kırıklığına uğrayabilir, mutsuz olabilir. Peki insan için hayatın içindeki bu şekerli su nelerdir? Kısa vadeli çıkarlarını karşılayacak, hoşlanabileceği, ancak alelade, değer katmayan hazlar, kendisine göre olmayan moda fikirler… İnsan bunların cazibesinin peşinden giderek bir cam fanusa hapsolabilir. Çıkmak ister, çıkabilir mi?

Sorunun cevabı elbette. Ancak önce cam fanusun içinde olduğunun, cam fanustaki kendisinin kendisi olmadığının farkına varırsa… Yolunu bulamamış olduğunu hissederse…  Şişenin altındaki açıklığı fark edebilirse…

Wittgenstein’ın şişesindeki sinekle ilgili ne yapılabilir?

  • Çıkış yolu gösterilebilir
  • Uçmaya devam etmesi ve kendi yolunu bulabileceği söylenebilir
  • Ya da ‘Dur ve kendine bak!’ denilebilir

İnsan durup kendine bakabilir ve hayatının hikâyesini yeniden yazabilir:

Yeteneklerinin, yetkinliklerinin, tutkularının adını koyabilir. Değerlerini çıkarabilir, yani kişisel pusulasını elinde tutabilir.  Kişisel pusulasının kulağına fısıldadığı hayat amacı üzerinde düşünebilir.

Bu hayat amacı doğrultusunda yaptığı şeylerle yapabileceği şeyler arasında bağ kurabilir. Beklediği amaca ulaşma yolculuğunda yetkinlikleri, yetenekleri ve motivasyonuyla ortaya koyduğu davranışları ve sonuçları üzerinde düşünebilir. Performansını hızlandırabilir, yükseltebilir, güçlendirebilir. Potansiyelini 12’den vurmayı hedefleyebilir. Ok yaydan çıktıktan sonra hep 12’yi vuramayabilir. Olsun… İnsan kusurlu olabileceğini kabul ederken, başarısızlığa da tahammül edebilir. Bir yöndeki kayıp başka yönde kazanç anlamına gelebilir, dolayısıyla gelişen potansiyeline dikkatini verebilir. Japon psikiyatr Shoma Morita’nın “olabileceğiniz en kusurlu insan olun” mottosuyla, her atışta elinden gelenin en iyisini yapmaya ve öğrenmeye kendini verebilir. Fransız psikolog Emile Coue’nun “her gün, her bakımdan gelişiyorum” cümlesini tekrarlayarak, potansiyelini gerçeğe dönüştürebilir. Geliştirilmeden kalmış potansiyelinin hayallerine ait farazi bir yetenekten başka bir şeye dönüşmeyeceğini bilerek… Gelişmeye çabalayarak… İnsan bir şeyi yapmıyorsa yapmasını gerektiğini söylemesinin de bir anlamı olmaz. Zıddından hareketle ve Kant’a doğru giderek “Zorunluluk yapabilmeyi imler.”

Sinek şişenin altındaki açıklığı görebilirse, ne güzel, özgürlüğüne kavuşabilir, ancak yine kendisini cezbeden bir başka şekerli suya kanmayacağının da bir garantisi yoktur. İnsan durup kendine baktığında ve bakmanın ötesine gidip gördüğünde bir daha cam fanusun içine girmesi zordur. Bakmak göz hareketi, görmek bilinçli faaliyettir. Bakışta geçicilik, görüşte seçicilik ve derinlik vardır. Görmek ve gördüklerini eylemek insanın en iyi seçimidir.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir