Psikanalizin kurucusu S. Freud’a göre, insan, haz veren ya da sıkıntıyı azaltan her türlü eylem ve etkinliğe yönelerek, kendisini içsel çatışmalardan uzak tutar. Temelde insan beyni hazsal bilinçdışı ilkesine göre hareket eder.
Yaşantımızın büyük çoğunluğunda farkında olmasak da, bilinçdışı sıkıntı veren durumları azaltmak için çalışır. Roman Gelperin tüm bunların içsel motivasyonumuz üzerinde etkisi var diyor. Şöyle ki;
“Ceren çalıştığı şirketin farklı departmanlarından sağlayacağı bilgilerle çok kapsamlı bir öneri raporu hazırlayacaktır. Bunun için 6 haftası vardır. Ceren bu raporu 2 günde bitireceğini öngörür. 6 hafta dolmadan raporu tamamlamak ve aradan çıkarmak için çok kez rapora başlamaya niyetlenir. Ancak niyetinden ve kararlılığından birçok kereler kaçınıp, rapora dair 1 kelime bile yazmaz. Sonunda raporu teslim etme tarihi kapıya dayanır. Neredeyse 1,5 günü kalmıştır. İşe koyulur ve raporu hararetle yazmaya, sözcükleri, cümleleri, rakamları, grafikleri bir araya getirmeye çalışır. Ceren, önündeki 1,5 günün her dakikasını yoğun şekilde çalışarak, mola vermeden, neredeyse yemek yemeden geçirir. Stresli, rahatsız, bitkin hissetse de 1,5 günün sonunda raporu tamamlamayı başarır ve zamanında teslim eder.”
Yukarıdaki durum pek çoğumuzun zaman zaman yaşadığı son derece genel bir senaryodur. Peki, Ceren neden raporu tamamlamayı zamana yaymak ve rahat rahat çalışmak yerine raporu son 1,5 günde tamamlamayı tercih etti ve büyük bir stres yaşadı?
Ceren’in eyleme geçmedeki temel amacı yalnızca raporu tamamlamakta başarılı olmak, çalışma arkadaşlarının ve yöneticisinin karşısında raporu bitiremediği için küçük düşmemekti, ancak bu raporla bu kadar uğraşmak da istemiyordu. Ceren’i motive ederek raporu bitirmesini sağlayan şey, raporu yetiştiremeyeceği endişesiydi, çünkü raporu yetiştiremezse iyi bir takım üyesi olarak görülmezdi, bütünde başarılı olmazdı. Endişe, onun isteksizliğinin önüne geçerek durumla başa çıkabilmesini sağladı. Yani Ceren sıkıntı verici bir sonucu ortadan kaldırabilmek adına raporu tamamlayarak hazza ulaştı diyebiliriz.
Yukarıdaki örnekten de anlaşılacağı üzere kişinin motivasyona ulaşmadaki çözüm anahtarı; mantığa başvurup iradeye uymak değil, hazsal bilinçdışının derinindeki fonksiyonlarına uyum göstermektir. Hazsal bilinçdışı iki tür motivasyona sahiptir; sıkıntı motivasyonu ve haz motivasyonu. Sıkıntı motivasyonu, kişiye sıkıntı veren durumlardan kaçmak için kişiyi motive ederken, haz motivasyonu ise kişinin içinde bulunduğu durumda hazzı arttırmak için çalışır. Örneğin; endişeliyken endişe verici durumdan uzaklaşarak, öfkeliyken öfkelenilen durum ya da kişi ile ilgili zihinde öfkenin ifade edildiği senaryolar oluşturarak var olan olumsuz duygulardan kurtulmak ve rahatlamak için sıkıntı motivasyonunu kullanırız. Akşam eve geldiğinizde kendiniz için dinlendirici bir müzik açıyorsanız ya da sevdiğiniz bir yemeği hazırlıyorsanız, müziği açmak ve yemeği hazırlamak için devreye haz motivasyonu girer.
Burada düşünmemiz gereken, yönetmeye çalıştığımız davranışın kaynağı, sıkıntı mı yoksa haz mı olduğunun farkına varmaktır. Böylelikle, kaynağı bilinen motivasyon üzerinde kontrol sağlamamız ve motive olmak için gerekli dikkati yeniden toplayabilmemiz kolaylaşacaktır.
Kişiyi anlık hazlarının aksine davranmasında motive eden, gelecekte gerçekleşecek olayların somut sonuçlarıdır. Bazı kişiler ya da hatırı sayılır sayıda kişi için bir zorunluluğun motive edici etkisi en son “yap ya da bırak” noktasında ortaya çıkar. Bu yaklaşan sonuçların hissedilmesi durumudur. Tıpkı Ceren’in örneğinde olduğu gibi.
Çoğu kişi hazzı artırıp, sıkıntıyı uzaklaştırmak ister. Sabah çalar saatimiz 7’de çaldığında, biraz daha uyumak varken neden yataktan kalkalım ki? Biraz daha uyumak çok insan için haz vericidir. Ancak yeni güne başlamak için bir heyecan içerisindeysek, daha büyük bir haz içeren, bize anlam/ değer katan faaliyetlerin peşinde koşturacaksak yataktan çıkarız. Tabi sebepler bununla sınırlı değildir: açlığımızı gidermek, tuvalete gitmek, çalar saatin rahatsız edici sesinden kurutulmak, yapılması gereken bir şey için duyulan endişe, geç kalma utancı gibi sebepler de bizi yataktan çıkarabilir. Motivasyon araştırmacılarının bulguları hazzı artırıp sıkıntıyı gidermenin bir motivasyon türü olmadığını, motivasyonun özü olduğunu söylüyor.
Farklılıklar olabilse de, Roman Gelperin’e göre, kişinin üstlendiği/ verilen görevinin bölümleri ile ilgili haz ya da sıkıntı duyacağı durumlar aşağıdaki gibidir:
1) Görevin kendisi: Kişinin görevi nasıl ele aldığına göre haz veya sıkıntı ortaya çıkar. Örneğin: Görev ile ilgili haz etkeni genellikle, o görev veya benzer görevlerle ilgili geçmiş deneyimlerinden etkilenir. Kişi yakın zamanda o görev ya da benzer görevlerle ilgili hazsal bir deneyim yaşamışsa bunları anımsar, hazzı duyumsayabilir. Kişinin görevle ilgili hiçbir deneyimi yoksa, beklentisi de sahip olduğu veya olmadığı kıt bilgiye dayanıyorsa endişenin hâkim olduğu sıkıntı ortaya çıkabilir.
2) Göreve başlamak: Göreve başlamakla ilgili olan haz etkeni genellikle başlamak için gerekli olan çabayla doğru orantılıdır. Eğer bu çaba kapasitesini oldukça aşan bir çaba olacaksa sıkıntı yaratabilir, ancak aşmıyorsa, hatta kapasitesinin az üstündeyse haz ortaya çıkabilir.
3) Sonuçlar: Görevi tamamlanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların beklentisi kişide haz veya sıkıntı yaratır. Kişi elde edeceği sonuçlardan elde edeceği ödül beklentisiyle, göreve karşı merakla karışık bir heyecan duyuyorsa hazsal bir durum ortaya çıkar. Ya da sonuçlar elde edildiğince oluşacak rahatlama hissini duyumsuyorsa yine haz duyar. Ancak sonuç tehdit veya risk barındırıyorsa, tüm bunların yarattığı endişe sıkıntı yaratır.
Bunlar kişinin harekete geçip geçmeme kararını düşündüğünde oluşan 3 düşünme baloncuğudur. Kişi bir karara varmadan önce, 3 düşünce balonunu birlikte ele almaz. Karar verme sürecinde sıklıkla ele aldığı ilk baloncuk ya görevin kendisi ya da yaratacağı sonuçlardır. Göreve başlamak için ne yapması gerektiği ile ilgili baloncuk sonradan ortaya çıkar. Bu 3 baloncuk kişiyi hedefini gerçekleştirmeye ya da gerçekleştirmemeye yöneltir.
Kişi öncelikle görevin kendisi ile ilgili haz duyabilir. Sonra o görevi gerçekleştirmek için yapacaklarının ne kadar sıkıntılı olduğunu düşünür. Takiben, sonuca değeceğine karar vererek başlamak için çaba harcaması gerektiğini düşünür. Ancak yine de hiçbir şey yapmayabilir. Sık sık elde edemediği sonuçları düşünür ve harekete geçmez. Tüm bunları düşünürken, kendini daha haz veren şeylerle oyalar ve atacağı adımların sıkıntı verecek sonuçlarını analiz eder. Cesaretini yönetemez ve yine bir şey yapmaz. Sonsuz bir eylemsizliğin içine gömülür…
Bir eyleme başlamak için bir diğerini bırakmak gerekir. Kişi şu anda yaptığı eylemden ne kadar haz duyuyorsa, bir diğerine başlamaz. Özellikle bir görevin bitim tarihi için henüz hatırı sayılır bir süre varsa, bu göreve başlamak ve küçük parçalara bölüp ara ara yapmak yerine haz veren şeylerle oyalanıyorsa, bu haz veren oyalanmaları göreve başlamak ya da her seferinde ilgili küçük parçayı tamamlamak için bırakması gerekir. Herhangi bir görevini sürekli erteleyen bir kişi yumurta kapıya gelince o görevini bitirmek için çabalar, çünkü istediği sonuçları elde edememe ihtimali onda sıkıntı uyandırır ve oluşan kayıp hissi bir tehdit sunar. Bu durumda endişe bir gözetmen rolü üstlenir ve kişi daha fazla haz veren bir aktiviteye geçmek isterse eline vurur. Kişiyi işe başlatmakla kalmaz, aynı zamanda kişinin işi ortada bırakmasına da engel olur.
Peki bir eylemi yapmaya ya da yapmamaya karar verirken iradenin bir gücü var mıdır?
Kuşkusuz insan hazza giden yolda her zaman en az mücadeleyi seçmez. Güçlü bir iradeye sahip, hazzı erteleyebilen ve duyulan sıkıntı karşısında azim gösteren insanlar vardır. İrade bir eylemi gerçekleştirme yetisi ve o eylemi sürdürme kararlılığı, azim ise engelleri aşma kararlılığıdır.
Bazı insanların dikkatlerini hazsal bilinçdışından bağımsız bir şekilde yönlendirme becerisi (buna irade diyoruz) vardır. Ancak bu beceriler, bu tip insanların haz prensibinin yasaları dışında yaşama becerisi geliştirdiklerini göstermez. Bu onların hazsal bilinçdışlarını iradeli bir şekilde sınırladıklarını gösterir.
Tıpkı Odysseia’da Odysseus’un dişlerini gıcırdatmakla sirenlerin efsununa karşı koyamayacağını anlaması gibi. Odysseus, bu yüzden denizcilere kendisi geminin direğine bağlamalarını söyledi. İrade gücü, onu gelecekte yapacağını anladığı şeyi yapmaktan alıkoyması için dışarıdan yardım almaya dayanıyordu. Bizim Odysseus’tan farklı olarak daha sıradan koşullarımızda, kendimizi direğe bağlamayabiliriz, ancak bizi baştan çıkaran şeyi uzakta tutabilir veya kendimize ve/ veya çevremize bozamayacağımız bir söz verebiliriz. Ancak irade gücümüzle ileriye bakar ve hazırlık yaparsak nefsimizi yeneriz.
Kişinin karar almasında etkili olan irade gücü, farklı haz deneyimleri içeren aktiviteler söz konusuysa, aralarından anlam/değer katan aktiviteleri özgürce seçim yapmasına yardım eder. Kişi irade gücü ile dikkatini istediği yere yöneltebilir. Zorluklar yaşıyorsa, engellerle karşı karşıyaysa bunlarla başa çıkmaya yine irade gücü ile karar verir.
Zihnin gelgitleri çalkantılıdır. Kişinin zihni gün içinde duygudurum, kavrama becerisi, motivasyonel durumunu etkileyen değişkenlerin şiddetli etkisi altındadır. Hazsal motivasyonlarına karşı koyma gücünün zayıf olduğu zamanlar olacaktır. Gün içerisinde zihnimizin takipçisi olmak amaçlarımıza ulaşmada yol gösterecektir.
Amaçlarımıza ulaşabilmek için motivasyonumuzu akıllıca ayarlamakta sadece anlık motivasyon durumumuzun değil, aynı zamanda dikkat kapasitemizin de farkında olmak çok önemlidir.
Dikkat kapasitemiz gün boyunca yorgunluk, sindirim, kan şekeri gibi etkenlerden etkilenerek önemli şekilde farklılık gösterir. Bazı aktiviteler gerçekten büyük dikkat gerektirir. Örneğin, ağır bir literatür okumak, karmaşık bir uygulama programlamak, zorlu fizik problemlerini çözmek gibi.
Eğer bir iş için ayıracak yeterli dikkatimiz yoksa, hiçbir motivasyonel araç bize yardımcı olamaz. Ayrıca o işi istediğimiz gibi başarılı yapamayacağımız için kolaylıkla sıkıntıya girebiliriz.
İş aşırı dikkat nedeniyle de kolaylıkla sıkıcı hale de gelebilir ve daha keyif veren bir şeye doğru yönelebiliriz. Böyle bir durumda keyifli bir tamamlayıcı eklemek, örneğin dikkat dağıtmayacak bir müzik dinletisi, zorlanma seviyemizi azaltabilir.
Dikkatimizin fakında olmak ve ona göre davranmak yaptığımız işin kalitesini belirler.
Tüm bunlardan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: asıl önemli olan, hayat amacımız doğrultusundaki bizi harekete geçiren, yaşamımızı bu yönde tutku ve heyecanla dolduran faaliyetler/ görevlerdir. Hem tutkuyla bağlı olduğumuz hem yararlandığımız yararlandırdığımız, hem geliştiğimiz hem de kendimizi gerçekleştirdiğimiz görevlerden aldığımız hazla hiçbir şey yarışamaz. En iyi zamanlarımız amacımızla motivasyonumuzun el ele verdiği zamanlardır. Değer katan tutkularımızın peşinden gitmek, sevdiğimiz şeyleri bulmak ve onları kovalamayı asla bırakmamak bize kendi içsel dönüşümümüzü yaşatacak olandır. Ancak yaşamın her zaman engelleri, güçlükleri olacaktır. İrade, azim ve dikkat bize “yapmak” konusuna yardım edecek olanlardır.